Bir ülke, bir toplum nasıl bu kadar korkak olur, bu kadar pasif olur, aklı bu kadar durur. Bıçak kemiği delmiş geçmiş, sokakta her şey normal. Susurlukta ışık kapatıp açan, gezide, sokakta bütünleşen akıl bugün ortada yok. Çok farklı ülkelerde, çeşitli nedenlerle insanlar sokakta ölüme gitmekten geri durmuyor. Kimse ölsün demiyorum, yahu hiç mi pasif direniş de mi olmaz? İki yıldır hayat pahalılığı konuşmaktan öteye giden yok.
Başka ülkelerde insanlar sokağa dökülüyor demişsiniz. Dökülüp gösteri yürüyüşü yapmak neye yarıyor ki?
Nefret suçu nedir? Nefret suçları yasası çıkartmak için çalışan Hrant Dink Vakfı gibi kurumlar bürokrasinin eline koz vermiş olmuyorlar mı? Bu yasaların devletin elinde azınlıkları ve güçsüzleri susturmak için yeni bir sopa olarak kullanılma ihtimali yok mudur?
İhtimal değil, ta kendisi hadisenin. Bugün Batı’nın neo-totaliter devletleri interneti kontrol altına almak için tam da bunları bahane ediyorlar: Homofobi, İslamofobi, ırkçılık vs.
Sürekli yayınlarınızda ülkelerin polis devletleri olduğunu söylüyorsunuz. Ancak polis mafyaya bağlıysa bu durumda mafyaların ekonomik çıkarları üzerinden işleyen bir devlet mekanizmasından bahsetmek doğru olmaz mı?
Olur tabi. Yalnız polis mi mafyaya bağlı, mafya mı polise bağlı ondan da o kadar emin değilim.
Uyuşturucu maddelerin yasal durumu hakkında görüşünüzü merak ediyorum. Bu maddeler sizce hangi koşullarda serbest bırakılmalı ya da bırakılmalı mı?
Uyuşturucuyla savaş, ikiyüzlü Amerikan ahlakçılığının, Amerikan Püritanizminin, Amerikan ‘do good’ yani hayırlı bir şey yapıyor gibi görünme hırsının bir tezahürüdür.