Türkiye’nin en güzel şehirleri hangisi

Pazar Sohbeti, 18 Ekim 2020

0:00
0:00

Türkiye’nin estetik olarak en güzel ve en çirkin şehirleri hangileri sizce?

Türkiye’de bugün güzel şehir yok. İstisnasız hepsinin içine edilmiştir. Mardin gibi yahut Amasya gibi birazcık bir güzelliği koruyabilmiş olan şehirlerde de aslında sürekli gözünü bir şeylere kapatman lazım. At gözlüğü takarak yürümen lazım ki sağı çirkin, solu çirkin, üstü çirkin, altı çirkin ortada bir tane şu kadarcık güzel kareye yoğunlaşabilesin. Şunu bilirim: Türkiye’nin herhangi bir şehrinde güzel bir şehir fotoğrafı çekmeye ne kadar çalışırsan çalış Photoshop’suz mümkün değildir. Çünkü her karenin içine insanın tüylerini diken diken eden bir çirkinlik mutlaka girer. Ya elektrik direği girer, ya hayvanca bir tabela ya da ucube bir apartman girer. Çöp girer, bir şey girer.

Vaktiyle güzel şehirler varmış. Anadolu’nun ve Rumeli’nin şehir güzelliği, Batı Avrupa’nın şehir güzelliğinden farklı bir çeşittir. Bir tarihte Dubrovnik ile Mostar’ı kıyaslayan bir not yazmıştım, orada değindiğim bir konu. Bir Avrupa kenti olan Dubrovnik ile bir Osmanlı kenti olan Mostar’ın farkı. İkisi de çok güzel yerler. İkisi ayrı kent estetiğidir. Birinin diğerinden daha iyi olduğunu söyleyemeyeceğim.

Türkiye’de de varmış. Amasya çok güzel bir şehirmiş. Kastamonu güzel bir şehirmiş. Kütahya güzel bir şehirmiş. Bursa bir şahesermiş. Bursa’yı hayal meyal çocukluğumdan hatırlarım hala güzeldi o zamanlar. Kasabaları düşünürsen çok var. Niksar çok güzel bir yermiş. Beypazarı hala güzelliğinin bir kısmını koruyabilmiş. Mardin, başka bir tarzdır. Taş yapı, Arabistan estetiği. Anadolu ve Rumeli’den farklı bir kültür. Urfa olsun, Diyarbakır’ın Sur içi olsun, Birecik olsun, güzel şehirlermiş vaktiyle. Harput’a veya Zeytun’a “güzel” denebilir mi bilmiyorum, ama çok çarpıcı fotoğraflar verdikleri muhakkak.

Şimdi yok öyle şeyler. Urfa’nın güzel olduğunu kimse söylemesin bana. Urfa’da var üç beş tane çok güzel konak. Ama şehir dokusu kanser olmuş, çürümüş, her tarafına çirkinlik dolmuş. Diyarbakır 2015’te yerle bir edilmeden önce de Sur bence bir kepazelikti. Hala güzel olduğunu iddia etmek için çok fazla şeye göz yummak zorundaydın. Leş gibi kokuyordu bir kere. Sokaklar mezbelelik, hiç tamir görmemiş. Tamir görenler de, lanet olsun, keşke tamir edilmese diyeceğin yerler. Bir ucubelik manzumesi.

Artvin bundan 20 yıl önceye kadar hoş bir şehirdi. Artvin bir Rus şehiridir. Daha doğrusu Rus idaresi altında Türk-Ermeni-Gürcü el birliğiyle güzelleşmiş bir Doğu Karadeniz kenti. Doğal konumu şaheserdir, dimdik bir dağın yamacına yapıştırılmış kartpostal gibi bir yer. Şimdi geriye hiçbir şey kalmadı. Şöyle anlatayım: Asıl şehir ta yukarıdadır, aşağıda Çoruh Vadisi’nden zigzag bir yolla yukarı çıkarsın. Eskiden bahçeler vardı. Şimdi 5 kilometre boyunca sadece çirkinlik görüyorsun. Tüyler ürpertici bir vahşet, moloz, bitmemiş sanayi siteleri, rastgele yarılmış dağlar, art arda Devlet binaları. Sonra şehre varıyorsun, “Aa, üç tane güzel bina varmış, ah ne güzel” oluyorsun.

Sonra Ordu. Ordu’nun eski fotoğraflarına bakıyorsun. Eski dediğim 1950’ler. Yahu, National Geographic’in kapağına koy, bütün dünya hayran olur, ölmeden önce mutlaka görülecek yüz yer listesine girer. Bir dağ yamacı boyunca hepsi eşit ölçüde denizi gören, hepsi inci dişler gibi dizilmiş, hepsi güzel oranlarla yapılmış evler, bir sanat eseri. Şimdi o fotoğrafın izi bile kalmamış. Sokaklarını çamur götürüyor. Eski evlere göre tasarlanmış daracık sokakların iki yanına hayvan gibi apartmanlar dikmişler. Apartmanlardan geri kalan çukurlarda her yer rutubetli, karanlık, kasvetli. Ordu gibi bir şehirde çok net hissediyorsunuz, bu ülke lanetlenmiş bir ülke. Bir beddua olmasa bu kadar güzel bir şehir altmış sene içinde bu kadar çirkinleşemez. Allah’ın gazabı bu, başka bir açıklaması yok.

Bazı şehirlerin çarşı içleri çok muhafazakar olduğu için hala eski bir güzelliğin anılarını yaşatabiliyor. Konya’nın çarşısı güzeldir mesela. Büyük zevk alırım Konya’nın çarşısında dolaşmaktan. Bursa’nın çarşısı güzeldir. Edirne’nin de çarşıları güzeldir. Gün boyunca kendini kaybederek dolaşabilirsin. Urfa’nın çarşısı şaheserdir hala. Daha doğrusu 15 sene önce öyle idi, ben 15 yıl olmuş Urfa’ya gitmeyeli. Türkiye’nin başka yerlerinde standardizasyona ve modernizasyona esir düşmüş olan çarşılardan farklı olarak hala Urfa çarşısında umulmadık şeyler bulabiliyordun. Çoğu Suriye’den gelme kumaşlar, sonsuz miktarda eski halılar, standart endüstriyel üretimin dışında olan birtakım mamuller bulabiliyordun. Şimdi kalmış mıdır bilmiyorum. Bursa’da hiç kalmadı. Diğer şehirlerde hiç kalmadı. Her yerde, her süpermarkette, her alışveriş merkezinde bulabileceğin nesneleri buluyorsun çarşılarda. Onların da ancak en ucuzlarını ve kalitesizlerini buluyorsun.

© Sevan Nişanyan 2025-2026

Alıntılarda kaynak gösterilmesi rica olunur.