Tayyip Erdoğan nasıl gider

Pazar Sohbeti, 23 Şubat 2020

0:00
0:00

Tayyip Bey hakkında çelişkili mesajlar veriyorsunuz. Eleştirir gibi görünseniz de aslında destekliyorsunuz sanırım. Bizi bu konuda aydınlatır mısınız?

Tayyip Bey hakkında bugüne kadar gayet net üç mesaj verdiğimi sanıyorum. Üç cümlede özetlenebilecek, üç ayrı şey söylüyorum Erdoğan hakkında.

Birincisi, 2002’den beri savunduğum bir görüştür. Erdoğan ve partisi iktidara ilk geldiklerinde Türkiye için ciddi bir umuttu. Türkiye’nin on yıllardan beri saplanmış olduğu, patinaj yapmakta olduğu bir virajda, bataktan çıkış için bir umuttu, bir ihtimaldi. Belki bir adım atılsa o bile yeter diyebileceğimiz bir şeydi. Maalesef birtakım adımlar attıktan sonra vazgeçti bu süreçten. Bu da hem kendisi için hem Türkiye için büyük bir kayıptır. Çünkü o dönüşü yapmasaydı, yani 2012 veya 2013 gibi bir tarihte bir şekilde aramızdan ayrılsaydı, eminim tarih onu parlak harflerle yazacaktı. Öyle olmadı sonuç.

İkincisi, birkaç kere bu sohbetlerde de vurguladım, bir siyasi oyuncu olarak çok parlak bir oyuncudur. Çok kıvrak hamleleri yapan, küçümsenmeyecek bir siyaset ustasıdır. Bugüne kadar aklı başında insanların, bu kadarı da olmaz, bu badireyi atlatamaz artık, bitti bu yol dediği noktada bir şekilde çıkış yolu bulmayı başarmıştır. Bundan sonra da bitti Tayyip Erdoğan, tamam bu defter kapandı diyenlerin üç defa düşünmesinde fayda olur diye düşünüyorum. Zira usta bir oyuncudur. Yani adamı eleştir, adama küfret, ama hakkını yeme.

Üçüncü olarak şunu söylüyorum, yıllardan beri her allahın günü televizyonda insanlara sunduğu yalanlardan ve tehditlerden ve nefretten oluşan söylem korkunç bir söylemdir. Bu toplumu ağır zarara uğratmış olan, yıllarca etkisi geçmeyecek bir hasara uğratmış olan bir söylemdir. Bunu yapan insanlara bizim mahallede iyi gözle bakmazlar. Sizde ne diyorlar bilmiyorum. Siz kendiniz uygun gördüğünüz tabirleri kullanırsınız. Ben de eşimle dostumla sohbet ettiğim bu ortamda alışık olduğum tabirleri kullanırım. Size de böyle davranmanızı tavsiye ederim.

Başarısı kabadayılığından geliyor. Bizim millet kabadayı sever, antin kuntin adamların pek şansı yok Türkiye’de.

Kabadayılık diyebilirsiniz buna, istediğiniz adı verebilirsiniz. Fakat usta olduğu gerçeğini değiştirmez. Eğer kabadayılıkla yapılıyorsa bu işler, ustalık öyleymiş. Fakat ben sadece kabadayılık olduğunu zannetmiyorum. Halkın nabzını çok iyi tutuyor. Kalabalıkla arasında şehvete benzer bir ilişki var. Yani nereyi okşayacağını, nereye vuracağını çok iyi hissediyor. Hiç kimseye sezdirmeden zıp diye 180 derece dönmeyi de biliyor. Çevik bir oyuncu.

Osman Kavala’dan ne istiyor? Kavala’nın ciddi bir suçu olmadığı bence açık, siyasi bir tehdit de oluşturmuyor. Buna rağmen bunca yıldır hapiste tutulmasını nasıl açıklarsınız?

Zaman zaman ben de bu hataya düşüyorum. Türkiye’de olayların perde arkasında ne gibi düşünceler var, ne gibi çalışmalar var, neyi hedefliyorlar, neyi amaçlıyorlar gibi sorular soruyoruz kendimize. Şunu unutuyoruz ki saçma sapan bir memlekettir orası. Büyük bir ihtimalle de hiçbir şey yoktur. Aptallıktan, cahillikten, küçük çaplı kötülükten ibaret öylesine bir ağ var ki, o tuzağa bir kere düştün mü bir daha da çıkamıyorsun içinden. Birileri komplolar hazırlamış, birileri bir şeyler düşünmüş, tasarlamış ve iki hamle sonrasını hesaplamış, yok öyle bir şey.

Soner Yalçın bir laf atmış ortaya bundan beş altı sene önce. O laf dönmüş dolaşmış, Osman Kavala’yı vurmuş. Birileri Tayyip Beyin kulağına üflemiş ki bu adam çok tehlikelidir, valla bak Gezi’nin arkasında bu var, 15 Temmuz’un da arkasında bu var diye kulağına üflemiş. Adam da çıkmış esmiş üfürmüş. Nasıl olsa her konuşmasında herhangi bir nefret objesi çıkarıp onun üzerinde çalışıyor. Tekniği son derece basit. Her gün her konuşmasında birisini, bir zümreyi, bir grubu veya bir fikri nefret objesi olarak ortaya koyuyor, ona nefretini kusuyor. Bir keresinde de Osman Kavala’ya kustu. Şimdi böyle olunca da geri adım atamıyor, atmıyor. Reis Kavala’yı yok edin demiş bulunduğundan, alttakilerden hiçbiri de cesaret edemiyor, “ya ne saçmalıyorsunuz abi” demeye. Böyle böyle gidiyor, insanların yılları geçiyor.

Tayyip Erdoğan’dan nasıl kurtulacağız?

Birçok arkadaşımız hala daha ısrarla diyorlar ki seçim yoluyla gidecek. Kamuoyu desteğini kaybetti, kaybediyor. Bir daha seçim olursa hiç kimse önünde duramaz, kaybedecek. Bence bunun adı Wishful Thinking’dir. Dileklerini gerçek zannetmek.

Katiyen inanmıyorum seçim kaybedeceğine ve bu şekilde gideceğine. Öyle bir noktaya geldik ki, devlet aygıtı öyle bir korku içinde ki, adam yarın kalksa ve kardeşim yapmıyoruz seçim meçim, bitti dese kim buna itiraz edecek? Hangi merci direnecek? Anayasa Mahkemesi mi? Yüksek Seçim Kurulu mu? Genelkurmay Başkanlığı mı? En komiği, Cumhuriyet Halk Partisi mi? Hiç kimse yok bunu diyebilecek. Ya patron bu dediğin olmaz, mutlaka seçim olacaktır, aç kitabı oku, yazıyor orada diyebilecek hangi merci var şu anda Türkiye’de? Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımıyoruz dediği zaman ne yapacaksınız? Halk mı sokağa çıkacak? Güldürmeyin beni.

Yahut seçim yapılır. Herkes bilir, sonuç yüzde otuz, yüzde kırk olmuştur, fakat ertesi gün sayımı durdururlar ve ilan ederler ki %51 ile kazandı seçimi. Bunun önüne geçebilecek olan nedir? Benim tahminim, ilk kutlayan CHP olur. Silah mı var elinde ki itiraz etsin? Kahir halk kalabalıkları mı var harekete geçireceği? Ülkenin silahlı güçlerine hükmeden tarafsız bir merci mi kaldı?

Tayyip Erdoğan üç şekilden biriyle gidebilir ancak. Bundan başka bir yöntem yok. Ya eceliyle vefat eder, ya başka türlü vefat eder, ya da bir darbe olur. Ben yaptım oldu diyerek kendini yeniden seçtirmesinin önüne geçebilecek olan yegane adım bir askeri darbedir. Bu eski darbeler şeklinde olmayabilir, ön planda pek görünmeyen sivil ve asker güç sahipleri bir yerde bir araya gelirler ve derler ki bu adam artık yetti. Kendisine tebliğ ederler, indirdik seni, bundan böyle işlere şu arkadaş bakacak, sen de ya hemen çekil ya da makul bir süre içinde yavaşça kaybol. Bunun için silah gerekir. Silahsız olmaz böyle bir şey. Çatışma çıksa da, çıkmasa da, kahredici silah üstünlüğü elinde olmadan böyle bir hamleye girişemezsin.

Bu üç senaryodan biri gerçekleşecektir. Şu soruyu sormak lazım. Siz olsanız bu üç senaryodan hangisi en sağlıklıdır? Hangisi tercih edilmelidir? Bu soruyu sormak gerekir. Biri der ki bekleyelim eceliyle ölüsün. Öbürü der ki bunu hızlandırmanın yolu yok mu? Üçüncüsü der ki, darbe olsun ama şöyle değil, böyle olsun. Bunları rasyonel bir şekilde tartışabilmek lazım. Gerisini zaman gösterir.

© Sevan Nişanyan 2025-2026

Alıntılarda kaynak gösterilmesi rica olunur.