Tanrı maddi alemde tezahür eder mi

Pazar Sohbeti, 18 Ekim 2020

0:00
0:00

Halim ile Selim’de Salih Peygamber ile Hz. Musa öykülerinin birbiriyle çeliştiğinden söz etmişsiniz. Bu iddianızı biraz açar mısınız?

Salih Peygamberi bilir misiniz? Kuran-ı Kerim bu mevzuya tekrar tekrar, defalarca döner, hatırlamıyorum beş kez mi, on kez mi. Salih Peygamber Semud kavmine gelmiş. Allah’ın kendisine verdiği bir dişi deveye iyi bakmalarını emretmiş. Fakat Semudlular Salih ile alay etmişler ve deveyi kesip yemişler. Bunun üzerine Allah onları çok feci bir surette cezalandırmış. Bir gün gökten büyük bir gürültü gelmiş ve Semud kavmi kahrolmuş. Öyle anlaşılıyor ki, Hazreti Muhammed ve çağdaşlarının kıyamet tasavvuru bu hadiseyle alakalı. Bir gün gökten korkunç bir gürültü gelir ve kavim kahrolur. Neden? Çünkü Peygamberin devesini kesip yemişlerdir.

Diğer yandan Kuran’da biliyorsunuz bir de Musa Peygamber hikayesi var. Musa zamanında İsrailoğulları bir dana veya diğer deyimle buzağıyı heykel yapıp ona tapmaya kalkmışlar. Bunun üzerine Allah onları lanetlemiş. Hatta o kadar lanetlemiş ki bugüne dek Yahudiler o lanetin etkisinden kurtulabilmiş değiller.

Şimdi burada bariz bir çelişki var. Benim toplu makalelerin üçüncü cildinde, yani Cezaevi Yazıları kısmında da bununla ilgili bir yazım var. Mesele şu: Tanrı maddi alemde tezahür eder mi? Soyut ve sonsuz olduğu iddia edilen bir varlık, bazı somut kişi veya nesnelerde, mesela Hristiyan öğretisinde olduğu üzere oğlunda, yani somut bir tarihi kişilikte, veya ikonunda veya devesinde veya tapınağında veya elçisinde yoğunlaşmış mıdır? Bazı nesne, kişi, bina veya mekanlarda Tanrı diğer yerlerde olduğundan daha fazla bir mevcudiyete sahip midir? Bu konu 3., 4., 5. yüzyılın Hristiyan doktrinininde inanılmaz bir ciddiyetle tartışılmıştır. Bir dönem felsefi düşüncenin temel konusu bu olmuştur. Soyut ve sonsuz olan bir varlık, somut ve sınırlı olan bir maddi alemde tezahür eder mi? Ederse nasıl ve ne anlamda eder?

Can alıcı bir sorudur bu. Çünkü cevap evet ise o zaman zuhurata yani puta saygı göstermek gerekir. Hayır ise Tanrı hakkında hiçbir şey bilinemez. Maddi alemle hiçbir bağı yoktur. Çünkü insanoğlu ancak ve sadece maddi alemde bir şekilde tezahür eden şeyleri bilebilir, gerisini bilemez. Tam aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık bir durum.

Salih Peygamberin devesine saygısızlık ederse halk cezalandırılır. Eğer Musa Peygamberin ineğine saygı gösterirse yine halk cezalandırır. Çünkü ikisi de çıkmaz yollardır. İkisi de dinin en temel kavramlarını sorgulatan hadislerdir. Bugün deveye saygısızlık eden, yarın peygambere, papaza, kitaba, mabede, din alimine de sırtını çevirir. Bugün buzağıyı yücelten, yarın bu dünyanın kısmi ve maddi değerleri labirentinde yolunu kaybeder.

Gerçek dünyada işlerliği olan her din ister istemez putperest olmak zorundadır. Soyut bir felsefi ya da ahlaki ideal olarak dinin bir işlevi ve içeriği yoktur. İçerik vermeye kalksan kaçınılmaz olarak puta, törene, töreye, taassuba, yasa ve cezaya teslim olmak zorunda kalırsın. Putlara hayır diyerek başlayan bir din, yani mesela Müslümanlık, iki milyar kişinin Mekke’deki bir taş parçasına taptığı bir kolektif akıl dışılığa dönüşür.

© Sevan Nişanyan 2025-2026

Alıntılarda kaynak gösterilmesi rica olunur.