Saraybosna çarşısı nasıl yaşayabildi
Pazar Sohbeti, 14 Kasım 2021
Saraybosna izlenimleri.
Sarajevo sempatik bir şehir. Hoşuma gitti. Özellikle merkezi, yani bu Başçarşija, bir günde tüketemeyeceğin kadar büyük bir çarşı. Eski Türk usulü bir çarşı, fakat şu farkla ki Türkiye’de nereye gidersen git mutlaka birtakım hıyarlıklar vardır. Ya ortalığı polis basmıştır, ya birileri manyak gibi gürültü ediyordur, ya kamyon mal boşaltıyordur, ya dükkanın birine hayvan gibi bir neon koymuşlardır. Mutlaka bir yamukluk vardır. Burada her şeyi düzgün bir seviyede tutmuşlar. O güzel bir şey.
Nesi hoşumuza gitti diye düşündükçe şunu gördük. Özellikle Avrupa’da, genelde gelişmiş dünyanın her yerinde müthiş bir tekdüzeleşme söz konusu. Her gittiğin yerde aynı uluslararası markalar, aynı franchise’lar, aynı dükkanlar, aynı mekan tasarımı. Şu gördüğün dükkan Londra’da olabilir, Estonya’da olabilir veya Katar havaalanında olabilir. Hep aynı mallar, sadece göz boyamaya yönelik ve kültürel çölleşmeyi yansıtan aynı dükkanlarla karşılaşıyorsun. Saraybosna çarşısının özelliği, adeta etrafında bir kabukla korunmuş bir alan gibi, bir tane bile uluslararası markanın olmadığı, mütevazi esnaftan oluşan bir çarşı olması. Türkiye’de var bunlar, İran’ın tümü öyle. Ama Belgrad’da yok artık mesela. Belgrad’da olmadığı gibi Montenegro’da da yok. Yunanistan’da da yok. Estonya’da da yok. Yok artık. Bütün bu yerler Avrupa ve dünya kapitalizmi tarafından ele geçirildi, istila edildi ve Nazilerin Gleichschaltung dedikleri surette dümdüz edildi. Hepsi birbirinin aynı olan yerlere dönüştü. Bütün dünya şehirleri aynı alışveriş merkezinin kopyaları haline geldi. O yüzden, bu kalıbın dışında bir şey keşfettiğiniz zaman coşku veriyor insana. Daha önce görmediğimiz, yemediğimiz birtakım börekler, çörekler, çorbalar, ıvır zıvırla karşılaşıyorsun ve burada mütevazi insanlar sana marka değil ürün satıyorlar. Ne güzel bir şey!
Düşündükçe başka şeyler de geldi aklımıza. Riskli şeyler söyleyeceğim şimdi size, hazır olun. Şehir kozmopolit bir şehir. Şu anda nüfus hemen hemen tümüyle Müslüman, fakat eskiden öyle değilmiş, karışıkmış, her türlüsü varmış. Öte yandan, çarşı bölümünü ayakta tutan ideoloji, yani kapitalizmin tecavüzüne karşı direnmesini sağlayan ideolojik dayanak nedir diye sorarsan, cevabı açıkça İslam. Burada İslam dinine fazla sempatisi olmayan, Müslümanlıkla alakası da olmayan biri olarak konuşuyorum. Bir gözlem yapıyoruz. Buraya bir Dolce Gabbana’nın yahut uluslararası bankaların, yahut uluslararası perakende marketlerinin girmemesini sağlayan düşünsel savunma mekanizması nedir diye soruyoruz. Ve fark ediyoruz ki çarşıdaki her üç veya beş binadan biri cami. Adım başı birtakım camiler, medreseler, türbeler. Onlar, bu çarşının çapası. Camiler gitse çarşı da gider.
Konuştuk da bir parça insanlarla orada. Modern bir yer Bosna. 120 yıl süren Hristiyan egemenliğine iyi adapte olmuş. Yaşam tarzları Avrupai. Cinsler arası ilişkiler konusunda gözle görülen bir sıkıntısı olmayan, genç kadınların yüzünün güldüğü, merhaba dediğinde sana gülümseyerek merhaba diyebildikleri bir yer. Fakat berbat bir savaş geçirdiler ve kimliklerinden ötürü zulme uğradılar. Bu travma onları kültürel anlamda, ideolojik anlamda pekiştirmiş. Kendilerini farklı kılan ideolojiye eskisinden daha fazla sarılmışlar.