Nişanyan sözlükleri nasıl yaşayacak
Pazar Sohbeti, 23 Nisan 2023
Sözlüğe çırak alacak mısınız? Sizden sonra nasıl devam edecek sözlükler?
Çok ciddi bir soru ve hayatımın şu aşamada en beni düşündüren, üzen, geceleri uykumu kaçıran konusu bu. Üç tane hayvan gibi sözlüğü, aşırı bir bencillikle tek başıma yaptım, ortaya çıkardım. Bu sözlükler herhangi bir bireyin kapasitesini, kim olursa olsun, ben dahil, çok aşan bir noktaya geldiler. Başlangıçta böyle değildi, geldiğimiz nokta öyle. Çok şey yapılması gerekiyor. Bu sözlüklerin yaşamaya devam etmesi için canlı kalması gerekiyor. Devamlı işlenmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Bunun için genç insanlara ihtiyaç var.
Birkaç kez kendi imkanlarımla ve kendi finansmanımla bir iki kişiye iş vermeye çalıştım. Olmadı. Olamazdı. Bu iş için kurum lazım. Türkiye şayet medeni bir ülke olsaydı, benim düşünceme göre, Türk Dil Kurumu mu olur, Türk Zil Kurumu mu olur, bir tanesinin gelip, Sevan Efendi aferin sana yaptığın çok güzel işler de artık seni aşıyor. Al sana iki tane, dört tane asistan. Bunların iki yıllık, dört yıllık maaşını ödüyoruz biz. Bunlar üniversite bünyesinde, mesela doktora yazıyorlar yahut araştırmacı görünüyorlar. Onları eğit. Ondan sonra da sen öldüğün zaman bunlar bize devredilmek üzere al sana bir honorarium, şeref ödemesi, bu sözlüklerin mülkiyeti senden sonra bizim olacak demeleri gerekirdi. Doğrusu buydu. Ha belki Türk Dil Kurumu olmaz da, Gülbenkyan Vakfı gibi bir şey olabilir. Bizim biliyorsunuz iki taraflı bir şeyimiz var, kişilik bölünmesi diyorlar bunun adına. Böyle bir şey lazım. Bu olmadığı takdirde benden sonra bu sözlükler devam etmez.
Yapılacak çok iş var. Nişanyan Sözlük’ten başlayayım, etimoloji sözlüğüm. Birincisi, eski metin tanıklıkları var sözlükte biliyorsunuz. Türkçe’nin eski dönemlerinden eski metin yayınlarında öyle bir patlama var ki son on yıl içinde. Daha önce esamisi okunmayan, tozlu kütüphanelerde tek yazması olan eserlerin hepsi sıra sıra beşer cilt, onar cilt, yüzer cilt basılıyor, yayınlanıyor. Bunları taramak artık benim kapasitemi aşan bir noktaya geldi. Birilerinin sürekli olarak kaynak taraması yapması lazım. İkincisi, hala çok amatör bir nitelikte olan sözlüğün, akademik ciddiyete kavuşması için her kelimeyle ilgili olarak makale taraması yapılması, akademik tartışmanın belgelenmesi ve belki de sözlüğün bir avam baskısı, bir de akademi baskısı olması lazım. Akademi baskısında tüm literatürün tarandığı, her kelime ile ilgili olarak en azından yarım sayfa tartışmanın bulunduğu bir kaynakça olması lazım. Tamamen etimolojik bakış açısından giriştiğim için ilk başta tanımlar konusunda, yani her bir kelimenin aldığı çeşitli fonksiyonlar, çeşitli farklı metinlerde kazandığı farklı anlamlar konusunda yeterince özenli değildir sözlük. Asli anlamları üzerinde durur, ikincil anlamları çoğu zaman göz ardı eder. Tam bir semantik analiz için her bir kelimenin yalnız bugünkü Türkçede değil de tarih boyunca kullanıldığı her bir anlam nüansını belgelemek gerekir. Bu da yine büyük bir çalışma.
Yer Adları sözlüğüne gelelim. Yer Adları sözlüğünde yapılacak iş çok daha fazla. Birincisi yine belgeleme meselesi. Eski adı şu tarihte şuydu diyoruz, çünkü mesela 1842 tarihli kaynakta şöyle görünüyor. Bunun çok daha sistemli ve gelişkin bir hale getirilmesi lazım. Tüm kaynakların bir kez daha taranması ve tüm varyantların tespit edilmesi lazım. Bir yerin adı Malazgirt, Manazgert, Manavazgert diye çeşitli kaynaklarda anılmışsa bunların teker teker belgelenmesi lazım. Eski metinlerin ayrı yazmalarında ayrı şekilde yazılmışsa onları da unutmamak lazım. Benim yaptığım gibi ortalama ve aşağı yukarı hesabıyla değil. Bu bir ekip çalışması gerektiren, yıllar sürecek bir çalışma. Başka bir eksiklik, kullandığım veritabanı yapısından dolayı sözlükteki her ad bir coğrafi noktaya tekabül ediyor. Oysa o yerin çeşitli seviyelerdeki idari birim adları birbirinden ayrı. Köyün adı ayrı, merkez mahallenin adı ayrı, merkezi olduğu nahiyenin adı ayrı. Bu adların her biri ayrı bir alanı kapsar. Dolayısıyla harita referanslarının aynı zamanda alan da göstermesi lazım, sadece nokta değil. Yapması lazım birinin bunu. Gerek Türkiye Cumhuriyeti gerek Osmanlı Devleti gerek ondan önceki devletler ve beylikler zamanındaki idari bölünümün daha net ve kuvvetli bir şekilde belgelenmesi lazım. Büyük işler bunlar.
Kişi Adları Sözlüğünde keza şimdi yeni veri tabanı geçti elimize. Şu anki sözlük biliyorsunuz 2015 tarihli seçmen kütüğü üzerinden yapılmış bir çalışmaydı. Dolayısıyla 1997 yılına kadar doğanların adlarını hesaba katıyordu. Oysa 2000’lerden bu yana Türkiye’deki kişi adları trendlerinde tam anlamıyla bir devrim yaşandı. Şimdi elde ettiğimiz veritabanında 2022 yılına dek nüfus kütüğüne kaydedilmiş olan herkes yer alıyor. Bunun üzerinde yine oturup bayağı bütün sözlüğü baştan çalışmak lazım. Gerekirse her bir ismin zaman içindeki trendini daha ayrıntılı olarak belgeleyecek daha kapsamlı sorgular üzerinde çalışmak lazım. Bunun için gerekli server gücü bizde yok. Ticari olarak bu serverlara ulaşmak da kolay değil, çok pahalıya geliyor. Gerçekten kapsamlı bir sorgulama yapabilecek bir araştırma altyapısı için büyük kurumsal server’lara ihtiyaç var. Kim yapacak bunları?
Bir kurum mu bu işi devralır, bir bütçe ayırır. Birkaç asistan gönderir benim yanıma. Ben bu asistanları eğitirim, bir sene, iki sene. Çok ince detayları var çünkü bu işlerin, öyle bir günden ötekine olacak iş değil.
Şimdi dördüncü kitap da geliyor. Çeviri çalışması, ama sadece çeviriden ibaret değil. Türkiye’nin Doğu yarısının son 200 yıllık mikro tarihi hakkında bugüne kadar benzeri olmayan bir veri altyapısı oluşuyor. Tek başına Allah’ın Karadağ’ının bir köyüne kapanmış gazozla yaşayan bir tane adam bunu yapıyor. Böyle olmaz bu iş. Bu işin devredilmesi lazım. Geç olmadan devredebilmem lazım.