Kutsal Kitap nasıl yazılır
Pazar Sohbeti, 27 Kasım 2022
Kutsal kitap yazmanın püf noktaları nelerdir?
Bir sürü kutsal kitap var. Siz üç tane zannediyorsunuz ama öyle değil. Hintlilerin Veda’ları var, Purana’lar yani kutsal sayılan destanları var. Buddha’nın öğrencilerinin kaleme aldığı muazzam bir kutsal külliyat var, Tripitaka dedikleri. Yine Hindistan’da Sikhlerin Altın Kitap’ı var. Êzidilerin Kitabê Reş adlı kara kitabı var. Zerdüştilerin hem asli kitapları olan Avesta var, hem onlara tefsir olarak yazılmış olan Pehlevi dilindeki kutsal metinler var. Geçmişte tabii Mani peygamberin İncil’i varmış ki bugüne gelmemiş. Çin’de Taocu geleneğin kaynağı olan Daodejing ve adını unuttuğum öbürü var, Tevrat’la ve Budist Tripitaka ile aşağı yukarı aynı devirde kaleme alınmış. Yani bir hayli kutsal kitap var. Büyük medeniyetlerin kurulduğu ve insanların sözlü kültürden yazılı resmi kültüre geçtiği devirde harıl harıl kutsal kitap yazılmış.
Bunların hemen hepsinin, en azından benim az çok tanıma imkanını bulduklarımın şöyle bir ortak özelliği var. Temel insani değerler, temel ahlaki normlar hususunda, olabilecek tüm esasları kapsamaya özen göstermişler. İnsanların hoşuna gidecek temel gerçeklerin hepsine birden değinmeye çalışmışlar. Bunların birbiriyle çelişmesi hiç rahatsız etmemiş. Misal, ananıza saygı gösterin, cennetin anahtarı onların elindedir. Ve fakat hak yolundan asla ayrılmayın, ananız size karşı çıkarsa onu reddedin. Birbirine taban tabana zıt iki ahlaki öğreti. Tüm toplumlarda, tüm bireylerde her zaman bu iki bakış açısı yan yana ve karşı karşıyadır. İnsanlar bir yandan ailelerine karşı saygı, sevgi vesairenin önemine inanırlar. Bir yandan da tüm insanlar aynı zamanda onlardan kurtulmaya can atarlar. Özellikle bir kuvvetli inanca, bir mücadeleye, bir cihada girmişlerse. Başka örnek. Cemaat en büyük değerdir. Aşiretinize, milletinize ve ümmetinize her zaman sadık olun. Ve fakat şayet onlar zalim olmuşsa, yanlış yollara girmişse ve ahlakını kaybetmişse onları lanetleyin ve Allah’ın yolundan ayrılmayın. Birlik ve beraberlik önemlidir, fakat birlik ve beraberlikten sapanlara karşı acımasız olun. Düşmanlarınızı affedin zira Allah affedicidir, fakat doğru öğretiyi reddedenleri asla affetmeyin. Allah da affetmez zaten. Tapınak rahiplerine itaat edin, fakat onları lanetleyen bir peygamber çıksa onu izlemeyi sakın ihmal etmeyin.
Bunun gibi birbiriyle çelişen temel ahlaki öğretilerin hepsi, içinden çıkılmaz bir yumak gibi kutsal metinlerde iç içedir. Kutsal kitabın bir felsefi risaleden farklı da oradadır sanıyorum. Felsefi risale ahlakın tek bir boyutuna ışık tutar. Bir argümanı vardır; bütünsel değil taraflı bir öğretidir. Kutsal kitap ise insanın vicdanında yer tutabilecek, toplum yaşantısında karşılaşılabilecek tüm muteber bakış açılarını içerir. Öyle ki, somut bir vakada kutsal kitabın gösterdiği yol hangisidir diye sorarsan, milletin bütün alimleri bir ağızdan tartışmaya başlar ve sonraki bin yıl boyunca o tartışma asla bir sonuca bağlanamaz. Kutsal kitap her zaman tefsire açıktır. Biri filanca ayeti delil getirse bir başkası falanca ayete dayanarak onu cerh edebilir. Bu yüzden kutsal kitap kolay kolay tükenmez. Her türlü toplumsal ortamda tüm taraflara hitap edecek bir şeyleri mutlaka vardır.
İkincisi, kutsal kitaplar mit anlatır. Yani ahlaki masallar sunar. Derin insani gerçekleri ifade eden, insan yaşamının temel temalarını işleyen öyküler, aşk hikayeleri, savaş hikayeleri, fedakarlıkla kendini ateşe atan insanların hikayeleri, canavarla boğuşan insanların hikayeleri anlatır. Yanısıra, ölümden sonra başka aleme göçen ecdadın haberlerini bildirir. Bunlar insanın hayal gücünün temel formlarıdır. Bol hikayesi olması gerekir bir kutsal kitabın. Sadece ahlaki öğreti veren bir kitap entelektüellere hitap eder, sokaktaki insanı heyecanlandırmaz. Sokaktaki insana ahlaki ikilemleri, zor kararları, insan hayatının çıkmazlarını masallarla ve kahramanlarla anlatmak gerekir. Daha sonra bu masal ve kahramanlar, toplumsal müzakerenin ana figürlerini oluşturur. İnsanlar onları emsal olarak kullanırlar, mesellerle konuşurlar. Bin kere anlatılmış öykülerde her sefer yeni anlamlar, yeni nüanslar bulurlar. Onlar aracılığıyla müzakere ederler.
Erken kutsal kitapların şöyle bir özelliği var. Bu mesela Tevrat’ta son derece nettir, Kuran da ona benzer. Aynı şekilde Zerdüşt kitapları olsun, Hint destanları olsun, bunlar sözlü kültürden yazılı kültüre geçişin ilk ürünleridir. Daha önce o kültürde kitap yazılmamıştır. İlk kez, sözlü olarak dahi olsa, başı sonu belli olan ve alimlere danışıp ‘doğru metin o değildir budur’ diyebileceğin bir metin oluşur. Sözlü kültürde müellif kavramı yoktur. Telif eylemini yapan, söylediği söze şahsi damgasını vuran bir özne yoktur. Sözü işiten herkes, uygun müdahaleleri yapıp onu tekrarlayabilir. Dolayısıyla ses, kamunun sesidir. Atasözleri ve vecizeler gibi, masallar gibi, toplumun tasvip ettiği ortak bir sesin yansımasıdır. Kuran, Tevrattan farklı olarak bir bireyin eseridir. Fakat hala o müellif-öncesi dönemin sesini duyarsınız. Senin benim gibi insanların sesiyle konuşmaz, yüksek yerden konuşur. Bireyin cılız ve bencil sesi yoktur bu kitaplarda, anonim bir bilgeliğin sesi vardır.
İncil’de ise başka bir tarz görürsünüz. İncil’i, anlatının konusu olan kişi yazmamıştır. Anonim de değildir. Birileri yazmıştır İncil’i. İsa’nın müritleri yazmıştır, yani yanılma payı olan ölümlü kişiler yazmıştır. Fakat geçmişteki, yanılma payı olmayan biri hakkında yazmışlardır. Biliyorsunuz, şeyh uçmaz, mürit uçurur.
İncil dört tane havarinin tanıklıkları ile Petros, Pavlos ve diğer takipçilerin mektuplarından ibarettir. Bunlar bize İsa’nın yaşamını ve öğretisini anlatırlar, fakat ikinci elden anlatırlar. Bunu da farklı bir kutsal kitap tarzı olarak değerlendireceğiz. Mesela Anadolu İslamındaki evliya menkıbeleri, Hacı Bektaş menakıbnamesi ve Kadiri ve Nakşibendi velilerinin anlatıları İncil ile aynı espride yazılmıştır. Budist külliyatın büyük bölümü de böyledir. Derler ki, biz aciz kullar, yanılma payı asla bulunmayan bir büyük velinin sırlarına vakıf olduk, onları size şimdi aktaracağız. Dil bu dil.
Tahmin ediyorum ki çok yazı yazılmış olan çağlarda, İncil çağı gibi yüzlerce yıllık yazılı kültüre sahip olan bir yerde, birinci tipten kutsal kitap yazamazsın. İkinci türe başvurmak zorundasın. Menakıbname yazmak zorundasın.
Günümüzde de, eğer bir kutsal kitap yazmak istiyorsanız, bu tarzda yazmanızı tavsiye ederim. Öbür türlüsünü tutturamazsınız. İroniden arındırılmış, kuşkudan arındırılmış ve bireysellikten soyutlanmış bir kitap yazmak çok zordur. Buna karşılık, aziz mertebesine yükselmiş birinin hayat hikayesini anlatmak, yani araya bir basamak koyup Aziz’in hayatını ikinci elden anlatmak, hala bu çağda mümkündür diye düşünüyorum.
Deneyin bakalım.