Kuran yakmak kime yarar

Pazar Sohbeti, 22 Ocak 2023

0:00
0:00

İsveç’te meczup olduğu söylenen bir adamın alenen Kuran’ı Kerim’i yakması tüm İslam dünyası ile birlikte Türkiye’de kamuoyunda büyük tepki doğurdu. Sizin bu olaya bakışınız nedir?

Kimseyi sizin inanç ve değerlerinize saygı göstermeye mecbur edemezsiniz. Nasıl siz Hinduların çok tanrılılığına ve ineğe saygı göstermesine sabah akşam hakaret ediyorsunuz, başkalarının da sizin kutsal saydığınız kitabı yanlış fikirlerle dolu alelade bir risale saymaya hakkı vardır. Gelip bilfiil sizin yaşamınıza ve ibadetinize el atmaya kalkarsa haksız olurlar, o zaman gönül rahatlığıyla linç edebilirsiniz. Senin kutsal saydığın şeyi aşağılaması belki saygısızlıktır, belki edepsizliktir. Yerinde bir hareket midir? Belki değildir. Kınanabilir. Kınarsın. Ama insanların yerinde olmayan hareketler yapma hakkı vardır. Saygısızlık da suç değildir. İsveç kanunlarına göre adamın işlediği bir suç yok. İsveç kanunları Müslümanların kitabına özel bir statü tanımamış. Herhangi bir kitap. İster okur, ister yakar. Sana ne?

Hukukun temel ilkesi bence son derece basittir. Başka insana zarar veriyorsa kamu gücünün müdahale yetkisi vardır. Başka insana zarar vermiyorsa yoktur. Soyut bir fikre değil, gerçek insanlara zarar vermesi lazım. İnsanların kalbini kırması ya da onları üzmesi değil, somut ve gerçek bir zarar vermesi lazım. Veriyorsa o zaman bir şekilde kısıtlanması gerekir. Her hak gibi bunun da limiti, başka insanların hakkıdır. Ne yazık ki bugünün dünyasında artık bu basit fikirler yeterince anlaşılmıyor.

Buraya kadar işin hak hukuk kısmı. Onu bir kere netleştirdikten sonra şimdi gelelim gerçekte ne oldu meselesine. Olayın anlamı ve sonuçları nedir diye düşündüğümüz zaman başka bir düzleme geçiyoruz. Başka bir boyutu tartışmamız gerekiyor.

Net bir tane sonucu oldu bu Kuran yakma hadisesinin. Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakması ihtimali zayıfladı. En azından ertelendi. Belki de suya düştü. Bir tane zibidinin gidip Türk elçiliği önünde Kuran’ı yakması ustaca kullanıldı, ustaca büyütüldü. Sonuç nedir? Türkiye zaten İsveç’in NATO üyeliğini çeşitli gerekçelerle ve çeşitli şekillerde engelliyordu. Şu anda siyasi olarak bu konuda bir adım atması çok zorlaştı. Görebiliyor musunuz olayı? Bir tane niyeti bozuk adamın bir çakmakla iki sayfayı ateşe vermesi, dünyanın askeri dengelerini etkileyebilecek bir zincirleme etki doğurabiliyor.

Şimdi İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği teklifinin getirilmesi, okuduğum ve anlayabildiğim kadarıyla, NATO’yu yöneten kadroların komple kafayı yediğinin şaşmaz belirtisidir. Haritaya bir bakın gözünü seveyim, orada Baltık Denizi, Botniya Körfezi diye bir yer var. Bir tarafı üç tane abuk subuk Baltık ülkesi. İnsanlığa bugüne kadar herhangi bir faydası dokunmamış, bundan sonra da dokunmayacak mikro devletler. Kuzeyinde İsveç ve Finlandiya var. Bunların her ikisinin NATO denilen savaş örgütüne üye olması demek, Rusya’nın boğazının sıkılması demektir. Rusya’nın iki tane boğazı var. Biri İstanbul’dan geçer, ta kadimden beri sıkılmış bir boğazdır. Üzerinde pek çok savaşlar verilmiştir. Bir modus vivendi’ye, yani ortak bir zemine oturtulmuştur. Baltık Denizi’nin boğazının sıkılması ise savaş demektir. Kısa vadede belki bir sonucu olmayabilir. Uzun vadede olacağı şudur. Rusya oradan donanmasını dışarı çıkarmaya kalkıştığında bir bahane bulurlar. Avrupa Birliği normlarına göre atmosferi kirletiyor sizin gemileriniz, o yüzden geçmesine izin veremeyiz derler. Derler mi? Derler. Askerleriniz Covid aşısı olmadığı için geçirmiyoruz derler. Ve bunun arkasında bir savaş ittifakının yaptırım gücü vardır.

Bu neye benzer? Köyde gidiyorsun, sevmediğin birinin kapısının önüne dükkan kuruyorsun. Malı döküyorsun, adamın evine girip çıkması için senden izin alması gerekiyor. Kapından geçiyor, her geçişte laf atıyorsun, önüne tükürüyorsun, taciz ediyorsun. Gangster davranışıdır. Eşkıya davranışıdır. Bela aramaktır. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinin, bu ülkelerin kendi hayrı ve insanlığın genel çıkarı için önlenmesi gerekir. Avrupa’da bunu idrak edecek çok sayıda insan var, fakat açıkça konuşamıyorlar çünkü tehdit altındalar. Zorla dayatıldı bu. İsveç ve Finlandiya’nın başında, tiplerine bakar bakmaz ne oldukları kolayca anlaşılan birtakım genç, kendini beğenmiş, çok eğitim aldığı için cahilleşmiş memurlar var. Bir şekilde bunlar ya kandırıldılar, ya tehdit edildiler, ya da parayla satın alındılar. Ve ülkelerinin seksen yıldan beri güvenliğinin ve huzurunun kaynağı olan tarafsızlığı bırakıp bir kavga ittifakına dahil olma kararı verdiler.

Şimdi şu soruyu soralım. Sen Rusya olsan, Rusya’nın istihbarat örgütü olsan. Türkiye’nin ikili oynadığını bilsen. Belli ki başı ayrı kıçı ayrı oynayan, İsveç ve Finya’nın girmesini isteriz ama istemeyiz, şartlarımız var, şartları yerine getirdiler, yok getirmediler, bakanı davet ettik konuşmak için, yok vazgeçtik diyen bir Türkiye var. Bu Türkiye’nin elini zorlamak için ne yaparsın?

Bulursun bir tane bu işlerden sabıkalı adam. Gel abi, dersin şöyle bak al sana beş euroya bir tane Kuran. Hediyesi de bir çakmak, git şunu yakıver orada dersin. Adam da güle oynaya gider yakar. Sonuç, eyvah, dünyayı ateşe vermiş.

Benim bu konudaki yorumum bundan ibaret. İfade özgürlüğü müdür değil midir meselesini geçelim bir kalem. Satrancın hamlelerini görmeye çalışalım.

Tarih notu: 21 Ocak 2022’te Rasmus Paludan adlı bir adam Stockholm’de Türk Büyükelçiliği önünde bir Kuran nüshası yakmış, bunun üzerine Türkiye İsveç’in NATO’ya katılımını onaylama kararını bir yıl kadar ertelemişti.

© Sevan Nişanyan 2025-2026

Alıntılarda kaynak gösterilmesi rica olunur.