Küçük devletlere ne olacak
Pazar Sohbeti, 17 Ekim 2021
Son zamanlarda Balkanlar ve Kafkaslarda birçok ülkeyi ziyaret ettiniz. İzlenimleriniz neler?
Son bir buçuk yılda Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki ufak boy ülkelerden altısını ziyaret etme imkanı buldum. Bulgaristan, Kuzey Makedonya, Gürcistan, Ermenistan, şimdi de Montenegro ve Kosova. Yunanistan’ı da eklersen yedi tane. Ne düşünüyorum bu ülkeler hakkında? Bu ülkelerin ekonomik geleceğinin olmadığını düşünüyorum.
Modernleşme denilen süreci yaşıyorlar. Üretimi terk ediyorlar. Köyleri, yani üretimle yaşamın ayrılmaz bir bütün olduğu yerleşim birimlerini terk ederek kentlere taşınıyorlar ve kentlerde üretici değil tüketici olmayı tercih ediyorlar. Süpermarketlerden paketlenmiş gıda satın alıyorlar. Dünyanın her yerinde aynı markalarla satılan, hepsi birbirinin eşi olan eşyaları satın alıyorlar. Dünyanın her yerinde birbirinin aynı olan otomobilleri, birbirinin aynı olan elektronik cihazları, aynı kıyafetleri, aynı tatilleri satın alıyorlar ve yaşamlarını tüketim süreci etrafında oluşturuyorlar.
Büyük ülkelerin bir avantajı var. Bu ülkelerde piyasa büyük olduğu için bazı üreticiler ciddi ölçüde büyüme imkanı buluyor. Sürümden kazandıkları sayesinde, her türlü rekabeti ezecek sermaye gücüne kavuşuyorlar. Küçük ülkelerin böyle bir imkanı yok. Globalizasyon filan demeyin bana çünkü üretim alanında globalizasyon göz boyamadan ibaret. Her ülkede yerli sermaye, kendi devletinin politikaları üzerindeki nüfuzundan bir şekilde yararlanmayı biliyor. İnsanlar bütün dünyada köylerden kentlere göçtüğü gibi, sermaye de küçük devletleri terk edip birkaç büyük devlete akıyor.
Küçük ülkelerde sözü edilmeye değer bir sermaye biriktirenler kim? Bir kere, eski rejim kadrolarından kalma birtakım mafya babaları, bir de inşaat furyasından yararlanan emlak yatırımcıları. Büyük devletlerin devasa boyutlardaki sermaye kurumlarının yanında pek zavallı kalan oyuncular bunlar. Bir Volkswagen yok, onu bırak bir Zastava bile yok artık. Elektronik eşya sahasında, ilaç sanayiinde, silah sanayiinde, gıda perakendeciliği sektöründe, ne bileyim parfümeride, alüminyum tencerede, hatta konfeksiyonda, hatta şekerli gazoz sektöründe rekabet etmelerine imkan yok. O yüzden küçük ülkeler üretimin her türlüsünü adım adım terk ettiler. Sovyetler Birliği zamanında yapılmış dinozor fabrikalarının hepsi metruk, çamı çerçevesi kırık birer ceset. Yerlerine yeni bir şey koyamadılar. Tarım terk ediliyor. Çünkü tarım, ticari açıdan artık rantabl değil, tarımsal iş gücü diye bir şey de kalmadı. Herkes gitti, başkentlere yığıldı, otuz yaşına kadar üniversite okuyup işe yaramaz kağıttan mesleklerde karın tokluğuna çalışıyor. Olmayan geliri tüketmekle meşguller.
Bu durumda böyle bir ülke nasıl varlığını sürdürecek? Montenegro’yu örnek vereyim, ama öbürleri de farklı değil. Montenegro’da benim gördüğüm işe yarar iki sektör var. Bir turizm, yani Avrupalı turiste Akdeniz kıyısı satıyorlar. Çok güzel bir kıyı şeridi var, Kotor civarında filan dünya güzeli yerler, onu pazarlıyorlar. İkincisi emlak satıyorlar. Durmadan inşaat yapıp daire satıyorlar. Ruslara, Türklere, Araplara gayrimenkul satıyorlar. Yabancılar niye alıyor? Çünkü Montenegro’nun Avrupa Birliğine katılma ihtimali yüksek. Montenegro’da 250 bin euroluk gayrimenkul alınca oturum izni alıyorsun. Oturum izni alınca Schengen ülkelerine serbestçe seyahat etme imkanın oluyor ve yarın öbür gün eğer Montenegro Avrupa Birliği üyesi olursa, sen de bundan bir şekilde yararlanma imkanı buluyorsun. Böylece bir siyasi rulet oyunu içine girmiş bulunuyor Montenegro. Yarın pardon sizi AB’ye almıyoruz deseler, yahut 250 bin euro olmaz milyon olmalı deseler 24 saat içinde batar Montenegro. Gürcistan da tıpkı bunun gibi, Bulgaristan da aynı şey, Hırvatistan da, Slovenya da. Hepsinin ekonomik yapısı üç aşağı beş yukarı öyle.
Bunun nasıl bir trajedi olduğunun farkında mısınız? Ben son dört beş senede bunu idrak etme fırsatı buldum. Yavaş yavaş uyanıyor insan. Toplumların bu şekilde bir sahte bir kumar oyununa mahkum edilmesi, bunun dışında üretecek ve insanlara verecek bir şeyinin kalmamış olması ne kadar acıklı bir şey.
Bir tür yeni kolonyalizm bu. Kötü bir çağda yaşıyoruz.
Otobiyografik not: Bu söyleşiyi izleyen bir buçuk yılda listeye Arnavutluk, Bosna, Sırbistan ve Slovenya da eklendi. İzlenimlerim değişmedi.