Krallığı hayal edemeyenlerle demokrasi olur mu

Pazar Sohbeti, 4 Şubat 2024

0:00
0:00

Hafta içinde Facebook sayfamda biraz da insanları kızdırmak için pop müzikle klasik müziği kıyaslayan ve tabii kuvvetli bir şekilde ikincisinden yana ağırlığını koyan bir paylaşım yaptım. Pop müziğin ne kadar dar bir insan deneyimine tekabül ettiğini, ne kadar sınırlı bir duygu spektrumu içerdiğini, buna karşılık klasik müziğin nasıl sonsuz bir konu zenginliğine sahip olduğunu, biraz da abartarak vurguladım.

İflah olmaz derecede cahil olduğuma karar verdi bazı okurlarımız. Ve özellikle klasik müzikteki konuların aristokrat sınıfına hitap ettiği, kral ve kraliçeleri konu aldığı, sanki bir argümanmış gibi ileri sürüldü. Bu çağda kral ve kraliçelerin öykülerini mi dinleyeceğiz yani?

Bu repliği çağın umumi cehaletinin bir tezahürü olarak gördüm. Şöyle cevap verdim. Eski sanatın anlattığı kral öyküleri krallar eğlensin diye değildir. İnsanlar kral olmayı hayal etsin diyedir. Kral olmayı hayal edemeyen insanlarla demokrasi filan olmaz.

Şöyle sürdürdüm tartışmayı. Demokrasi fikrinin temeli, en sıradan insanın dahi onur ve bilgeliğe sahip olduğudur veya olabileceğidir. Ancak kral ya da en azından ağa olmayı hayal edebilen insanlar onurlu ve bilge olurlar. Kölelerin onuru ve bilgeliği yoktur. Köleler boyun eğer. Efendileri Covid var deyince korkup evlerine kapanırlar. Kral derken, başkasına hesap verme mecburiyetine veya konforuna sahip olmayan insanı kastediyoruz. Yani vicdanından ya da onun bir mecazı olan tanrıdan başkasına hesap vermeyen insanı. Kral olmayı hayal etmek demek, bir kralın ölüm kalım anlarını, vicdani kararlar karşısındaki yalnızlığını, uç insan deneyimleri karşısındaki tereddüdünü anlamaya çalışmak demektir. Bu konuyu ele alan edebi eserler, dramlar, müzik eserleri, plastik kompozisyonlar, klasik sanatın en önemli yapıtlarını oluşturur.

Tekrar tekrar itirazlar geldi. Bugün çağımız sıradan insanların çağı, demokrasi sıradan insanların düzenidir diye hatırlattılar bana. Cevap verdim. Krallığı tahayyül etmekle sıradan insan olmak birbirini dışlayan şeyler değil. Herkes kral olamaz, herkes ağa da olamaz. Ama herkes kral olmayı hayal edebilir. Kral olmak demek, özgür iradeye ve aynı zamanda ahlaki sorumluluğa sahip olmak demektir. “Ne yapalım kanun yönetmelik”, yahut “ne yapalım patron emretti” mazeretine sığınması mümkün olmayan insan demektir kral. Özgür iradeye ve ahlaki sorumluluğa sahip olmayan insanlar üzerine kurulu bir demokrasi ise demokrasi değildir, sahtekarlıktır.

Eski çağların sanatını, yahut bir aristokrasi çağının sanatını bilmenin bugünün dünyasında her zamankinden daha değerli ve önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü bugünün dünyasında önümüzde soyluluk emsalleri yok. Örnek alabileceğimiz ve yücelmemize izin veren öyküler yok. O yüzden o öyküleri geçmiş zamanlarda aramak gerekir. Shakespeare’i tanıdığın zaman yahut Batı’nın on yedinci, on sekizinci, on dokuzuncu yüzyıllarının edebi, dramatik ve müzikal geleneğiyle haşır neşir olduğun zaman, emsallere sahip olursun. Yüce ruhlu olmanın nasıl bir şey olduğuna dair fikir edinirsin. Zorbalık karşısında boyun eğmemenin ne anlama geldiğine, bunun bedellerini ödemenin ne anlama geldiğine dair fikir sahibi olursun. Daha özgür bir çağın idealleriyle tanışırsın.

Çünkü bizim çağımız demokrasi çağı filan değil. Unutun, tıraştır o, propagandadır. Bizim çağımız kölelik çağıdır. Tüm toplumun eşit derecede biçildiği, eşit derecede küçültülüp köleleştirildiği bir düzendir bugün içinde yaşadığımız toplumsal yapı.

© Sevan Nişanyan 2025-2026

Alıntılarda kaynak gösterilmesi rica olunur.