Korona salgınının sebepleri nelerdir

Pazar Sohbeti, 15 Kasım 2020

0:00
0:00

Korona salgınının sahtekarlık olduğunu söylüyordunuz. Fikriniz hala aynı mı?

Bu konuda aklı başında bir insanın çok farklı düşüneceğini hayal edemiyorum. Elime geçen her şeyi ısrarla okumaya devam ediyorum. Türkiye’de ciddi bir tartışma yok, en azından sosyal medyaya yansıyan bir şey yok. İnsanlar kuzu kuzu kabul ediyor anlatılan yalanları. Diğer ülkelerin birçoğunda, özellikle İngiltere’de ve Almanya’da çok yoğun bir fikir ve bilgi bombardımanı var. Görebildiğim kadarıyla okuryazar ve artiküle insanların çoğu, korona üzerinden yaratılan balonun bir kepazelik olduğu konusunda hemfikirler. Şu anda asıl tartışma konusu başka. Bu olay sadece aptallıktan dolayı mı oldu? Gerçekten küldür paldır insanlık bir çukurun içine mi düştü? Yoksa planlı programlı bir şey miydi? Bilinçli bir şey mi yapılıyor? Bu mesele tartışılıyor.

Bariz gerçek şu ki, tehlikeli bir salgın yok ortada. Yok efendim 250 bin kişi ölmüş Amerika’da. Bir kere rakamların feci surette şişirildiği açık. Herhangi bir nedernle ölen insanlara, hatta trafik kazasında ölenlere, giderayak güvenilirliği pek şüpheli bir test yapıp ölümünü Covid hanesine yazıyorlar. Covid’den ölenlerin cenazesine devlet ciddi bir parasal yardım yaptığı için hem akrabaları, hem hastane idaresi Covid’den öldüğünü yazdırmak için baskı altında. Kaldı ki, hepsi Covid ölümü olsa bile, 250 bin kişinin öldüğü 9 aylık dönemde Amerika’da normal koşullarda yaklaşık 2 milyon insan ölüyor. Her sene ölüyor. 250 bin kişi ilave ölü var mıdır? O konudaki rakamlar pek muğlak. Çok çeşitli hesaplar var lehte aleyhte, o yüzden toplam ölü sayısında bir artış var mı yok mu belli değil. Artı, ölenlerin ortalama yaşı 80’in üzerinde. 80 küsur yaşındaki insanların 2020 yılı içinde ölmeleri ihtimali zaten yüksekti. Faraza bir iki yıl erken öldülerse, bu demektir ki önümüzdeki birkaç yılda ortalama ölüm sayıları düşecektir. Kısa süre içinde toplam rakam normale avdet edecektir.

Objektif durum bu olunca diğer soru ön plana çıkıyor. Niye bu kadar panik yaratıldı? Kasıt neydi? Bu sadece bir ahmaklık orjisi midir? Yoksa bir amaçları mı var, bir şey mi yapmaya çalışıyorlar? Bunun arkasından gelen ikinci soru, bu bir şey yapmaya çalışıyorlar dediğimiz şey, insanlık için iyi bir şey midir, kötü bir şey midir? Bilmediğimiz bir şey mi var işin içinde? Bunu saptamak lazım.

Verilen bilgilerin inanılmaz bir kısmı yalan bilgi. Daha dün Fransa’da Sağlık Bakanı çıktı, dedi ki hastanelerimiz %94 dolulukla çalışıyor. Peşinden hastanelerimizde 33.000 kişi Covid’den yatıyor dedi. Basit bir araştırmayla ortaya çıkıyor, 395.000 yatak var Fransa’da hastanelerde. Yani verdiği Covid sayısı doğru olsa bile doluluk oranı yüzde sekiz. %94 doluluktan söz ediyor ama onda biri bile değil. Hastaneler boş. Gözlerini kırpmadan yalan konuşuyorlar. Yarın yokmuş gibi yalan konuşuyorlar.

Farkındaysanız salgının ilk döneminde her gün gazetelerde hastalanan sayısı ve ölen sayısı yayınlanıyordu. Sonra yavaşça, Ağustos ayından sonra ölen sayısı günlük istatistiklerden kayboldu. İngiliz, Fransız, Alman, Amerikan ve Türk basınını izliyorum. Hepsi de ortak bir yerden verilmiş bir kararla ölü sayısını gizlemeye başladılar. Neden çok basit olmalı, çünkü ölü sayısı çok düşük. Komik derecede düşük. Öte yandan doktor dostlarımızdan acayip feryatlar geliyor, biz bittik, öldük, seferberlik halindeyiz, insanlar sapır sapır dökülüyor, on kişi ölüyor, yirmi kişi ölüyor ve saire. Araştırıyorsun, yok öyle bir şey. En ağlaklarının çalıştığı hastanede on gündür, yirmi gündür kimse ölmemiş. Hastanelerde insanlar her gün ölür, çoğu feci koşullarda ölür. Neden bir sürü doktor aniden paniğe kapılıp merhamet krizlerine girdi, yahut öyle rol yapmayı tercih etti? Anlaşılır gibi değil.

Medyanın tamamıyla yalana teslim olması, yalan haberin artık norm haline gelmesi çok kaygı verici bir gelişme.

Dünyada Covid-19 önlemlerine karşı birçok eylemler düzenlenirken, bizde halk devletten daha çok kısıtlama getirmesini bekliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Dünyada birçok eylemden söz ederken, Avrupa ülkelerinde var eylemler. Yani İspanya ve Almanya ön plana çıktı. İtalya da şimdi onlara katıldı. Diğer ülkelerde ne var bilmiyorum. Yani Türkiye’de ise devletin niteliği malum. Eylem yaparsan çekerler vururlar adamı. Sonra da istersen git polise şikayet et. Kolay değil bu işler.

Tabii ondan önce şu da bir gerçek ki, Türkiye’de Covid konusunda sağlıklı bir tartışma ortamı yok. Çünkü Türkiye’de sağlıklı bir tartışmayı yönlendirebilecek, bağımsız düşünebilen insan yok. Tartışmayı fikir önderleri başlatır. tartışma temaları fikir önderleri sayesinde kamuoyu önüne gelir. Biri çıkar, konuşma yapar, yazı yazar. Demek ki Prof. Ahmet Bey’e karşı Prof. Mehmet Bey karşı fikir ileri sürüyor denir. Türkiye’de ise, aydın denilen sınıf fikir bağımsızlığına sahip değildir, fikir cesaretine sahip değildir. Belki de suçlamamak lazım, çünkü fikir cesaretine sahip olanların başına neler geldiği malumdur Türkiye’de. O yüzden bir tartışma yok.

İnsanlar içgüdüsel olarak hissediyorlar bu işin yanlış olduğunu. Yani bakkalla, taksi şoförüyle konuştuğun zaman Covid hakkında devletten de her türlü fikir önderinden de daha sağlıklı düşünebildiklerini görüyorsun. Ben şahsen Türkiye’de taksiye binmedim son yıllarda ama arkadaşlarımdan, çocuklarımdan duyduğum bu. Özellikle çalışan insanlar, çalışmak zorunda olan insanlar çok net olarak görüyorlar durumu. Burada, Yunanistan’da da öyle. Burada bir kepazelik var diyorlar, burada çalışan insanları ezmeye yönelik bir seferberlik var. Bir silindir geçiriliyor toplumun üzerinden.

Fakat alt tabakadan insanların dile getirdiği şikayetleri kristalize edecek, bunları toplumun yüzeyine çıkaracak, toplumda yüksek sesle konuşulur hale getirecek olan altyapı mevcut değil Türkiye’de. Bu görevi üstlenecek olan fikir önderleri yok Türkiye’de. Boş insanlar hepsi de, bomboş insanlar.

© Sevan Nişanyan 2025-2026

Alıntılarda kaynak gösterilmesi rica olunur.