Hz. Muhammed’in akıl hocaları
Pazar Sohbeti, 28 Kasım 2021
Hz. Muhammed’in akıl hocaları var mıydı?
Dünyada akıl hocası olmayan bir insana rastladınız mı? Ben rastlamadım hiç.
Hz. Muhammed’in hayatı konusunda bildiğimiz her şey efsanedir. Ölümünden çok sonra, son derece özel siyasi koşullarda oluşturulmuş, geliştirilmiş, temize çekilmiş, yanlış olanları sansürlenmiş bir dizi anlatıdan ibarettir. Bir destan yaratılmıştır gerçek bir hayattan. Özellikle bu hayatın ilk dönemi, Mekke Dönemi dediğimiz kısmı hakkında bilgimiz kısıtlıdır, yok gibi bir şeydir. Hadiste anlatılan son derece filtrelenmiş birtakım öykülerden ibarettir.
Burada malum bir Varaka b. Nevfel hikayesi var. Karısı Hatice’nin amcasıdır. Ve kitabi dinlere vakıf olduğu, Yahudi ve Hristiyan dinini hatta onların yazısını az veya çok bildiğine dair elimizde rivayetler var. Muhammed’in peygamberlik yolunda olduğunu, yani Eski Ahit anlatılarındaki gibi bir peygamber olduğu fikrini Muhammed’in aklına sokanın ilk bu kişi olduğu yazılır. Rahip Bahira hikayesi doğrudan doğruya İncil’den alınmış mit niteliğindedir. Peygamber’in küçük çocukluğunda Bahira tarafından teşhis edilmesi öyküsü, İsa’nın Mısır yolunda iken rahipler tarafından sınava çekilip, teşhis edilmesi öyküsünden bire bir nakledilmiştir. Bu tür mitolojik hikayeler recycle edilir. Yani bir dini kahraman için anlatılan öykü alınır, kişiler değiştirilir, yeniden anlatılır. Çünkü tatmin edici bir hikayedir. Daha çocukluğundan belliydi bunun peygamber olacağı! Eski bilge adamlar, ak sakallılar bunu teşhis ettiler. “Bu çocuğa iyi bakın gelecekte Allah’ın dünyadaki temsilcisi olacaktır” dediler. Bu efsane her dini anlatıda tekrarlanan bir figürdür. Bu yüzden bunu tarihi bir gerçek olarak almanın doğru olduğunu sanmıyorum.
Bildiğimiz şu var: Arap Yarımadası dünyadan o kadar kopuk bir yer değildi. Arap Yarımadası dünya ticaret yolları üzerinde olan ve çağın egemen ve emperyal dini ideolojilerinin yoğun olarak temsil edildiği bir coğrafya idi. Yahudiler ve Hristiyanlar vardı. Ancak Arabistan Yahudileri ve Hristiyanları, iki büyük devletin idari kontrolü altında olmadıkları için, başlarına buyruk gelişmişlerdi. Bir din, devlet dini değilse, kolayca dallanıp budaklanır ve bambaşka şekillere bürünür. Dini öğreti resmi bir kurum tarafından denetlenmiyorsa, elli yıla kalmaz elli parçaya ayrılır. Mezhepler, zındık görüşler, senkretik görüşler, “biz hem Yahudiyiz hem Hristiyanız” diyenler, “biz Hristiyanız ama en hakiki Hristiyan biz olduğumuz için diğerlerinin hiçbirine uymayız” diyenler, “bizde tanrısal gerçeğin en hakikisi vardır, fakat gizlidir” diyenler gibi yüzlercesi türer. Arabistan’ın da öyle olduğu anlaşılıyor.
Arabistan’da ciddi bir Yahudi nüfusu var. Özellikle Yemen’de büyük bir Yahudi nüfusu var ki, Muhammed’den kısa bir süre önce oradaki krallığın yıkılması sonucunda bütün Arabistan yarımadasında diaspora olarak yayılmışlar. Medine şehrini mekan bellemişler, orada kendi beyliklerini kurmuşlar. Hristiyanlık yaygın. Sokotra adasına kadar kiliseleri, piskoposlukları var. Yaygın olan Hristiyanlık modeli Bizans devletinin Hristiyanlığı değil, İran imparatorluğunda yaygın olan Nesturi mezhebi. Özellikle Arabistan’ın doğu tarafında yaygın ve güçlü.
Muhammed’in de bu kitabi dinler ortamında yetişmiş olduğu anlaşılıyor. Yani pagandı da, çok tanrılıydı da, cahiliye dönemiydi de, çok fazla kulak asmayın bunlara. Kuran’ı azıcık alıcı bir gözle okursanız gayet berrak olarak görürsünüz. Kuran sürekli bir polemiktir, Muhammed’in peygamberliğini sorgulayanlarla Muhammed arasında tartışma metnidir. Bu tartışmalarda her iki tarafın ortak zemini Yahudi ve Hristiyan mitolojisidir. Nuh, Tufan, İbrahim, Yakup, Yusuf, Danyal, Firavun, Yedi Uyurlar, İskender-i Zülkarneyn, vesaire, bu öykülerin hepsini Kuran’ın uyardığı insanların bildiği varsayılmıştır. Eski Ahit ve Yeni Ahit’teki anlatıyı, İsa hikayesini, Meryem hikayesini, Musa hikayesini bilen ve veri kabul eden insanlarla tartışır Muhammed. Çok tanrıcılarla ya da puta taparlarla tartıştığına dair bir belirti yoktur. Allah’ın kızları meselesi yahut ikonlara ibadet etme meselesi, o devrin Hristiyan teolojisi çerçevesinde tepe tepe tartışılmış konulardır. Kuran’ın reddiye düzdüğü kişilerin hepsi Ehl-i Kitaptır. Dolayısıyla Muhammed’in bir Ehl-i Kitap ortamında yetişmiş olduğu ve o ortamda faaliyette bulunduğunu kabul etmek zorundayız.
Muhammed’in söylemini, sözlerini, fikir dünayasını doğru bir şekilde anlamak için 6. ve 7. yüzyılın Yahudi ve Hristiyan dünyasında yaygın olan fikir akımlarını tanımak gerekir. Bunların çoğu ortodoks değil heterodoks fikir akımlarıdır, devlet kilisesinden bağını koparmış, başına buyruk, farklı yönlere giden mezheplerdir. Yahudilik ve Hristiyanlık içerisinde o dönemde zuhur eden mezhepleri ve tartışmaları etüt ederseniz, Muhammed’in nasıl bir düşünce dünyasında yaşadığını anlamaya başlarsınız.
Cahiliyye... Esas “cahiliye” müslümanlıkla başlar. Ama o ayrı bir hikaye.