Göçmenler gittikleri ülkede kimliklerini korusun mu
Pazar Sohbeti, 10 Nisan 2022
Sadece ekonomik saikle yurt dışına gidenlerin kimliklerini gittikleri topluma dayatması adil mi? Göçmen alımlarının asimilasyona istekli kişiler temelinde olması doğru olmaz mı sizce?
Hayat adil değil biliyorsunuz. Şu anda Batı ülkelerine yönelik apaçık bir istila hareketi var. İslam dünyasından, Afrika’dan ve aynı zamanda Latin Amerika’dan olağanüstü bir göç dalgası harekete geçti. Batı dünyası, özellikle Avrupa, kendi değerlerine ihanet ettiği için, kendi geçmişine ve kendi kültürüne yabancılaştığı ve inancını kaybettiği için, sağlıklı toplumların her zaman yapabildiğini artık yapamıyor. Gelenleri asimile edemiyor.
Koşul koyarak falan bu iş olmaz. Güçlü bir inancın varsa, güçlü bir dinamizmin varsa, toplum olarak nereye gitmek istediğine dair bir fikrin ve değerlerine dair bir standardın varsa, geleni öyle ya da böyle yutarsın, asimile edersin, alıştırırsın. Çünkü sunduğun şey cazip ve cazip olduğuna inanıyorsun. Birinci kuşak olmadı, kendi okullarında eğittiğin ikinci kuşağı benzeştirirsin. İnancın yoksa, ağzınla kuş tutsan bir şey yapamazsın.
Gelenlerin en üst tabakası hariç geri kalanı, yani parasız, işsiz ve çaresiz olarak bu ülkelere göçenler tek bir amaçla geliyorlar. Batı’nın servetinden yararlanmaktır amaçları. Gerisi hep palavradır. Burada özgürlük var, burada hukuk düzeni var, burada sokaklara insanlar tükürmüyor — bunlar okumuş sınıfın, üst tabakanın tercih konularıdır. Onları ilgilendiren kriterlerdir. Yoksa Fransa’ya gelen bir ortalama Afrikalı için yahut New York’a gelen ortalama bir Latin Amerikalı için içine girdiği çevre, eski geldiği çevreden çok farklı değildir. Sokaklara tükürür insanlar ve suç oranları olağanüstü yüksektir. Çevre çirkindir. Yaşamları sefil bir yaşamdır. Tek bir farkı vardır: Burkina Faso’da para yok, Fransa’da para var. Pakistan’da para yok, İngiltere’de para var. Türkiye’de para yok, Almanya’da para var. Para için gidiyorlar. Sömürmek için gidiyorlar. Bence helal olsun, yemeyenin malı yiyene helal. Onlara karşı benim en ufak bir eleştirim yahut itirazım yok. Bir hayat mücadelesi veriyorlar ve bu hayat mücadelesini en uygun koşullarda verecekleri yere göçüyorlar.
Elbette bu toplumda kendi kültürlerini, kendi dayanışma ağlarını, kendi akrabalık ağlarını, onları her şeye rağmen insan yapan ögeleri korumak isteyeceklerdir. Bakın, dikkat buyurun, yerine bir şey sunmuyor çünkü Avrupa. Onun yerine bunu kabul et diyeceği bir alternatifi var sanılıyor ama yok. Alternatif olarak sunduğu şey ancak tuzu kuru olanın oynayabileceği bir oyun. Ortalama bir Avrupalının gelir düzeyine sahipsen ve onun boş vakit imkanlarından, kültürel imkanlarından, eğitim imkanlarından yararlanabiliyorsan ne ala. Hafta sonları konsere git. Avrupa tarihinin, Avrupa’nın ölmüş kültürünün güzelliklerinden istifade et. Sosyal Hizmet kurumuna müdür ol. Beş parasız bir sefil olarak bu ülkelere gelmişsen ve haftada altmış saat köle olarak çalışıyorsan, insanların sokaklara tükürdüğü sefil birtakım mahallelerde yaşıyorsan, insan olduğunu ve bir manevi kıymete sahip olduğunu hatırlamak için elbette kendi yakın çevrenin kültürüne, törelerine ve törenlerine sığınacaksın. Yoksa bir hiçsin. Çünkü Avrupa kültürü seni asimile etme yeteneğini kaybetti.
19. yüzyılda Batı bu yeteneğe kuvvetle sahipti. 20. yüzyıl başlarında da sahipti. Bugün artık sahip değil. Bugün artık Avrupa kültürü denilen şey, fazla çalışmak mecburiyetinde olmayan bir zengin sınıfın kültürüdür. Afrika’dan ya da İslam ülkelerinden gelen adama sunacağı bir şey yoktur, aşağılamadan ve McDonalds’tan başka. Elbette onlar da kendi kültürlerine sarılacaklar. Çünkü başka seçenekleri yok.
Avrupa ne yapmalıdır bu durum karşısında? Yapacağı bir şey yok. İdeal bir dünyada kendini dönüştürmeyi deneyebilirdi. Fakat gündemde değil böyle bir çaba. Gitgide o batağa daha derin batıyorlar. Zengin, şımarık ve işsiz, ihtiyar emekli kültürüne dalıyorlar.
Bir ihtimal göçü tamamen kesecekler, gelmiş olanlara siktirin gidin diyecekler. Fakat ekonomik açıdan buna imkan yok, çünkü göçmenlerin yaptığı işleri yapabilecek olan Avrupalı bir sınıf yok artık. Aç kalırlar göçmenler giderse. Diğer olasılık, gitgide iç kalelerine çekilecekler. Sokakları ve şehirleri göçmenlere terk edecekler. Büyük ölçüde ettiler de zaten. Fakat sokakları onlara bırakmakla kurtulamayacaklar. Bugün sokakları ele geçiren yarın okulları ve üniversiteleri, ertesi gün siyasi partileri, sonra yargı kurumlarıyla silahlı kuvvetleri ele geçirir. Hangi aşamada “yetti artık bu beyazlar, hepsini kesip sucuk yapalım” derler, Allah bilir.