Atatürk olmasa Türkiye Taliban mı olurdu

Pazar Sohbeti, 15 Ağustos 2021

0:00
0:00

Kemalistlerin bugün Twitter’da sıkça dillendirdiği gibi, Atatürk olmasaydı ülke Taliban olurdu görüşüne cevabınız nedir?

Bu kadar cahil insanların konuşması bir toplumun sağlığı için zararlıdır derdim.

Bunu söyleyen insanların 1910’lar Türkiye’si hakkında, 1850’ler Türkiye’si hakkında, 1790’lar Türkiye’si hakkında en ufak bir fikirleri yok. Türkiye tarihi 1923’te başladı zannediyorlar. Taliban türü hareketler, yani İslami isyan ve tepki hareketleri modern çağın eseri olan şeylerdir. Osmanlı son derece elitist, son derece merkezci, yüksek kültürüyle övünen bir imparatorluktu. İlaveten, 19. yüzyıla gelinceye kadar bu imparatorluğun nüfusunun çoğunluğunu gayrimüslimler oluşturuyordu. Yani Müslümanlar azınlıktaydı.1820’den sonra, hatta belki daha bile sonradır nüfus dengesinin değişmesi. İlaveten, Batı’yla her zaman yoğun ilişkiler içinde olmuş olan bir imparatorluktu. Batı’da çıkan her şeyden anında gününde haberdadı. Üstelik 1830’lardan, 40’lardan itibaren topyekün Batı medeniyetini benimseme konusunda tarihte benzerine az rastlanır bir seferberliğe girişmiş ve bunda da bir hayli başarılı olmuştu.

1913-23 yılları arasındaki on yıllık kriz döneminde bu süreç kırıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın mensubu ve aktif görevlisi olduğu siyasi hareketin eylemleriyle kırıldı süreç. İttihat ve Terakki yönetimi ülkede batılılaşma, modernleşme ve kozmopolitlik namına ne varsa temellerini sistemli olarak tahrip etti. Fanatik bir şovenizm fırtınası estirdi. Bu fırtına yüzeysel olarak modernist, milliyetçi temalara sahipti fakat altında yatan enerji kaynağı İslam asabiyetiydi, gâvur tepeleme güdüsüydü, özetle Talibancılıktı. Talibanın Türkiye’deki esas karşılığı o dönemin koşullarında İttihatçılıktır. Mustafa Kemal Paşa ve ekibindeki aşağı yukarı herkes de İttihat ve Terakki kadrolarıdır. İttihat ve Terakki Fırkası üyesiydiler, özel teşkilatının üyesiydiler. Tabii, iktidara geldikten sonra iktidara gelen herkesin başına gelen onların da başına geldi. Tepkiyle ve fanatizmle ülkenin bir yere gitmeyeceğinin farkına vardılar, uluslararası dengelerin farkına vardılar. 180 derecede dönüp, ‘medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar’dan, ‘medeniyet dediğin garptır’ noktasına geldiler. Çünkü günün şartları onu gerektiriyordu.

Normal koşullarda Taliban gibi bir hareketin iktidara geldikten sonra aynı evrimi geçirmesi beklenir. Ama bir büyük fark var arada. Batı uygarlığı 1923’te dünyadaki tek inandırıcı modeldi, bugün ise ahlaki ağırlığını kaybetmiş bir seçenektir. Dünya nüfusunun çok büyük bir bölümü, batıyı artık bir ahlaki ve kültürel model olarak, bir medeniyet simgesi olarak görmüyor, düşman olarak görüyor. Bir sürü çıkarcı ve yalancı düzenbaz olarak görüyor. Üstelik haklılar. Bu yüzden bugün Afgan halkı dehşetli bir ikilemle karşı karşıya. Bir yandan herkes gibi Afganlar da biliyor, dünyada Batının temsil ettiği bir refah var, teknoloji var. Bunları kim istemez ki? Afganlar televizyon seyretmiyor mu? Hollywood filmi seyretmiyor mu? İnternet kullanmıyor mu? WhatsApp kullanmıyor mu? Kullanıyorlar. Ve pekala biliyorlar, birileri öne geçmiş. Onlardan keşke biz de faydalansak. Öte yandan ortada bir gerçek var. Batı dünyasının temsilcisi olan Amerika, İngiltere ve Avustralya geldiler, yirmi yıl boyunca memleketi harabeye çevirdiler. Görülmemiş bir zulümle, alçaklıkla, yalancılıkla hükmettiler. Yoz bir medeniyetin temsilcisi olarak Afgan toplumunun gözünde küçüldüler.

Bu ikilemin içinden nasıl çıkacaklar? Bilmiyorum. Bütün dünya bu temel soruyla karşı karşıya. Batı medeniyeti yolunu şaşırmış bir medeniyet. Bu koşullarda savaşıp yurtlarını kurtarmış olan birtakım primitif isyancılar, çağdaş dünyanın gerçekleriyle nasıl barışabilirler? Memleketlerini nasıl huzura kavuşturabilirler?

Kim bilir, belki de Vietnamlılara sormalılar.

© Sevan Nişanyan 2025-2026

Alıntılarda kaynak gösterilmesi rica olunur.